MORIHEİ UESHİBA
( 1883 - 1969 )

 

Özgeçmişi

Morıhei Ueshiba(1883-1969)tarihin en büyük savaş sanatçısıdır. Aikido'nun kurucusudur. Aikido Türkçe barışın sanatı olarak tercüme edilmiştir. Aikido pratiği yapan insanlarca , Morıhei Ueshiba O Sensei (büyük öğretmen) diye bilinir. Aşağıda bazı konuşmalarından,şiirlerinden ve kaligrafi çalışmalarından alınma sözler derlenmiştir. * Hayat gelişmedir. Gerek teknik gerek ruhsal açıdan gelişmemize son verirsek,neredeyse ölüyüz demektir. Cennet,dünya ve insanlık arasındaki bağlantının akılda tutulması barış sanatıdır. Bunların hepsi doğru,iyi ve güzel olanıdır. * Barış sanatı 4 erdem üzerinde durmaktadır. Cesaret ,akıl ,sevgi ,arkadaşlık ve bunlar Ateş,cennet,dünya ve su ile sembolize edilmektedir. * Karşınızdaki üzerinize gelirse,hareketin içine girin ve onu selamlayın,eğer sizi kendisine çekmek isterse,onu gitmek istediği doğrultuda yollayın. * Hayat daima bir sınamadır. Antrenmanlarda kendinizi hayattaki büyük meydan okumalara karşı mutlaka test etmeli ve geliştirmelisiniz. Karşılaştığınız kriz durumlarında,sakin ve güvenli bir şekilde yolunuzu bulabilmek,hayat ve ölüm diyarında üstün gelmiş olmanıza bağlıdır. * Hata yapmak başarının anahtarıdır. * Her hata bizlere bir şey öğretir. * Gerçek Aikido sevgidir. Doğasında hayat vardır , şiddet ve ölüm yoktur. Sevgi her şeyin koruyucusudur. Onsuz hiçbir şey mevcut olmaz. Aikido sevginin gerçekleştirilmesidir. * Okuyucu sadece okumayla Aikido'yu öğrenemez , fakat buda bir başlangıçtır. * Savaşların ortaya çıkmaması için durmaksızın çaba sarf etmeliyiz. Bu görüşle Aikido maçı yapmak kesinlikle yasaktır. Aikido'nun ruhunda sevgi atağı ve barış dolu uyum vardır. Bu amaçla biz karşıtları birbirine bağlar ,onları birleştiririz. Sevgi ile her şey arındırılabilir. * Bir düşman benimle savaşmak isterse ,evrenin kendisiyle savaşmak istemektedir ve evrenin uyumunu bozacaktır. İşte bu nedenle daha bunu düşündüğü anda yenik düşmüştür. Burada bir zaman ölçüsü ,hızlı yada yavaş davranmak söz konusu değildir. * Aikido ne bir dövüş tekniği , nede bir düşmanı yenme yöntemidir. O dünyaya uyumu getirmek ve insan varlığını tek bir aileye dönüştürmek için vardır. Kazanmaya , daha çok kazanmaya yönelik yaşayanlar giderek ağaca , denize , hayvana , insana , barışa , soludukları havaya ve kendilerinden başka her şeye farkında olmadan kendilerine de düşman olurlar. Çünkü rakip kazanmak , düşman gerektirir ve onlar rakipsiz ve düşmansız yaşayamazlar. Oysa doğanın sevgisi her şeye yönelmiştir. Doğan güneş, herkes ve her şey için doğar. Yağan yağmurdan ise ihtiyacı olan herkes faydalanır. Yapmanız gereken ise sadece bunları görebilmektir. AİKİDO bize kendimizi eğitip, doğa yasalarını görmeye çalışmak yerine, görüp yaşamamızı sağlar. Çünkü en büyük güç doğadır .Doğaya aykırı olan her türlü eylem kaybetmeye mahkumdur. AİKİDO eylemlerimizi kontrol altına almamızı sağlar ve bizi kendimizle barıştırır. Kendimizle barışınca dış dünya ile de barış içinde yaşarız. Kazanmak yada kaybetmek,bize görevimizi ve sevgiyi unutturur. Kazandığımız veya kaybettiğimiz zaman sevgi yok olur. Bu sebepten AİKİDO da müsabaka yoktur. O Sensei " Morihei Ueshiba ; Kasım 1883' de Japon merkez adasının güneyinde, şimdilerde Wakayama olarak bilinen Kii eyaletinin Tanabe şehrinde doğmuştur. 14-15 yaşlarına kadar oldukça kısa boylu , cılız olan bu çocuk ,güçlü inançları ile diğerlerinden kolayca ayrılabiliyor, daha 10 yaşlarındayken bile için için ,Budo'ya ilgi duyuyordu. 12 yaşlarındayken babası , yerel konsey üyesi Yoroku , köylerinin en belirgin şahsiyetiydi. "Şehrin zorbaları" diye adlandırılan , babasının siyasi muhalifleri , sık sık tartışmak için evlerine gelir ; bazen de bu tartışmalar oldukça kızışır çirkin hakaretlere , bağırışlara dönüşürdü. O günlerde küçük Morihei ruhunun bu tartışmalarla dağlandığını hissetmekte ve ne bahasına olursa olsun , kuvvetlenip günün birinde bu saldırgan ruhlu insanları evlerinden dışarı atacağına yemin etmektedir.
Genç bir asker... 1901'de, 18 yaşında, bu yolda ilk adımlarını atmaya başlamıştı ve büyük bir tüccar olmak amacıyla Tokyo'ya gitti. Geceleri "Kito Ryu Ju-jutsu" dersleri alarak , tüm gün boyunca toptancılar caddesinde çalışıyor, fırsat buldukça politik konuşmaları da izliyordu. Bununla beraber beri-beri hastalığına yakalanarak evine dönmek zorunda kaldı. Bu fırsattan istifade günde dört kilometre yürüyerek vücudunu güçlendirme çalışmalarına başladı. Bu on beş yirmi gün sürdü, aslında koşmaya, yavaş yavaş güçlenmeye de başlamıştı. Eskiden bir balya pirinç kaldıramazken , simdi tek koluyla iki balya kaldırabiliyordu. Yirmi yaşına geldiğinde görünüşü hayli değişmişti. Boyu hala kısa olmasına rağmen , sıradan insanlara göre oldukça güçlüydü. Ancak bununla tatmin olmuyordu. Yagyu-Yru Ju-jutsu eğitimi görmek üzere Sakai'ye gitti. Bu sırada balıkçılık öğrendi ve köyünün yıllardır sürmekte olan bir sınır problemini halletti. Bu başarısı ile çevresinde tanınmaya başladı. Artık babası için baş ağrısına dönüşen işleri de , o çözmeye başlamıştı. Tam delikanlılığını yaşıyordu. Bükülmez bir ruhu, yorulmak bilmez bir çalışma gücü vardı. Eğer başkaları diğerlerinin iki misli çalışıyorsa , o dört mislini yapıyordu. Başkaları 40 kg. taşıyorsa ,o 80 kg. taşıyordu. Onun tez canlı huyu kendisini yerel bir "pirinç keki pişirme" yarışmasında gösterdi. Bu yarışmada dev bir kepçe dolusu pişmiş pirinç , tastan oyulmuş yine dev bir çanağını içine koyuluyor, sonra tahtadan yapılmış çekiç benzeri uzun başlı, iri bir balyozla dövülüyor; bir yardımcı da bu arada çanakta dövülen pirinci karıştırıyordu. Dövülen pirinç , bir süre sonra lastik kıvamında bir maddeye dönüşüyor, dışarı alınarak düz bir kapta yenilmesi için soğutuluyordu. Balyozun garip, uzatılmış sekli, ağırlığı ve karışımın soğumadan istenilen kıvama gelmesi için gerekli darbeyle dövülmesi gereği , ortaya zorlu bir yarışma çıkartıyordu. Yarışmada on tane güçlü rakibi olmasına rağmen hepsini yendi, hatta sonunda tas çanak kırıldı. Katıldığı diğer yarışmalarda da aynı sonuca ulaşınca , artık halk yarışmaya katılıp da çanaklarını kırmasın diye ona şeref misafirlerine uygulanan biçimde çay, kurabiye ikram edip yarışma sahalarından uzak tutmaya çalışıyordu. Ülkesi ile Rusya arasında durum gerginleşmeye başladığında derhal askere yazıldı ve Wakayama alayına katıldı. Sıradan bir piyadeyken dahi , eğitimde gösterdiği başarılar tüm komutanlarının dikkatini çekmiş , terhisinde gönüllü subay olarak askere devamı için ve askeri akademiye alınmak üzere davet edilmiştir. Sadece 157 cm.' lik boyuna karşın yapısı 81 kg. ağırlığı ile bir tank gibiydi. Askerlik eğitimi süresince koşu , atletizm, jimnastik gibi yarışma ve eğitimlerde hiçbir zaman ikincilikle yetinmemiştir. Savaşta ise , askerlik normal zamanın iki katı zordu. Pek çok asker bu ağır eğitimin altında ezilir geri hizmete alınır , o ise daima bölüğün en önünde yer alır ,iki hafta üç kişinin teçhizatını taşımıştır. Mançurya muharebelerinde , son derece büyük yararlılıklar göstermiş ve pek çok kez gösterdiği kahramanlıklarla birliğini tehlikelerden kurtarmıştır. Askeri akademiye katılmayı reddetmesine rağmen , sıradan bir hayata da dönmek istemiyordu. Siyasi faaliyetlere ağırlık verdi ve köyünde bağlı bulunduğu Tanabe bölgesinin liderliğine yükseldi. Bu arada o sıralarda yeni yeni başlayan Judo sanatı ustalarından Kiyoichi Takagi onu ziyaret etmişti. Ueshiba ona şehrin gençlik kulübünde bir yer vermiş , gençlerden kurulu bir öğrenci kadrosu kurmuş ve öğretmenlik yapmasını sağlamıştır. Takagi daha sonraları 9.dan'a kadar yükselmiş , bu arada Ueshiba'da Judo üzerine oldukça detaylı ve derinlemesine araştırma yapma olanağı bulmuştur. Sonraları belki de askerlik hayatının yorgunluğundan , baş ağrısından kıvrandıran garip bir hastalığa yakalanarak yatağa düşmüş ve altı ay kadar kalkamamıştır. Daha sonra 1910 yılı baharında her nasılsa tamamen iyileşmiş, yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamıştır. Bu tarihte geri kalmış, yarı yabani bir bölge olan Hokkaido'ya yerleşmek için başvurmuş ve 1911'de bir öncü kafilesinin lideri olarak, ülkenin bu bölgesini kalkındırmak, tarıma ve imara açmak için Kitami eyaletinin Mombetsu kenti, Shirataki bölgesi civarına giderek oraya yerleşmiştir. 30'lu yaşların enerjisi ile eski sağlığına artık iyice kavuşmuş olarak , yine eskisi gibi bu defa at sırtında , kış şartlarında sık sık patlayan dondurucu fırtınalara rağmen , bütün gün iş yerine, tarlalara, araştırma için dağlara gidip gelmekteydi. Bu arada tecrübeleri içine , aşırı soğukla mücadele ve soğuğa direnç de katılmış oldu. 1911'de, bu meşakkatli yolda Shirataki'nin Kamiyubetsu bölgesinin bir numaralı konsey üyesi seçildi. Yerleşen öncüleri desteklemesi amacı ile valilik bürosu ile sürekli irtibata geçerek belediye başkanı Uratora Kanashige'yi yüreklendirdi. Bölgeye demiryolu inşası için bir dernek kurdu ve sonunda bunu da basardı. 1912'de 65km2'lik Shirataki bölgesinde halkın kendi isteği ve oyuyla "Shirataki'nin kralı" ilan edildi.

 

Yerleşenlerin gözetimi...

Daito Ryu Ju-jutsu Sokaku Takeda Hokkaidoda'idi. Bölgenin geliştirilmesi faaliyeti yolunda gidiyordu ve Ueshiba büyük bir zevkle Takeda ile çalışabilecek zaman da buluyordu. 1915'te 32 yaşındayken Engaru'da Hisata otelinde Sokaku Takeda ile tanışma imkanı bulmuş ve bir süre sonra Takeda "Son derece yeteneklisin , seni öğrenci olarak seçtim" diyerek ona ders vermeye başlamıştır. Daito Ryu Ju-jutsu'nun uzun bir tarihi vardır. Dokuzuncu yüzyılda imparator Seiwa prenslerinden Sadazumi tarafından başlatılmış, zamanla geliştirilmiş ve zamanımıza kadar getirilmiştir. Derinlemesine bir teorisi ve müthiş tekniklere sahiptir ve Morihei'nin büyük saygı duyduğu Sokaku bu konuda gerçek bir ustadır. Bu ziyaretinde Sokaku Takeda hiç umulmayacak şekilde otelde bir ay kalmış ve tüm vaktini Morihei'nin eğitimine ayırmıştır. Daha sonra, 1916'da onu evine davet etmiş, uyarılarını nasihatlerini dinlemiş ve ona büyük bir saygıyla hizmet etmiş, ona yemek yapmış , onu yıkamış hatta ona yeni bir ev inşa etmiştir. Takeda son derece sert mizaçlı bir adamdı ve öğrencilerinin en küçük hatasını bile affetmez , onlara olmadık eziyet ederdi, ancak Morihei buna aldırmaz yemeği, yorgunluğu unutur tüm dikkatini derslere verirdi. Bu gerçeğin bugünkü Aikido ile yakın ilişkisi vardır. O zamanlarda Budo dersi gören öğrenciler öğrendikleri her teknik için öğretmenlerine üç yüz ile beş yüz yen (bir yen yaklaşık yarım dolar) civarında bir ücret öderdi. Buna ek olarak o hocasına , odun kesmekte, su taşımaktadır. Eğitimin sonunda ailesinden ona kalan tüm sermayeyi, bu eğitime harcamış bitirmiştir. Babasının hastalığı ... 1919'un baharı sonlarında babasının çok hasta olduğuna dair bir telgraf alır ve bunun üzerine her şeyini , hocası Takeda'ya hibe edip Hokkaido'dan ayrılır. Hokkaido onun önderliğinde çok ilerleme göstermişti. Demiryolu yapılmış, okullar açılmış ve Morihei sosyal prestij ve mal, mülk sahibi olmuştu , ancak bunlar onun gözünde bir şey ifade etmiyordu. Düşüncesinde "acı veren, meyve veren egzersizler, çalışmalar" vardı. Hokkaido'dan gittiği gibi geri dönmekteydi, varlıksız ama dipdiri, canlı bir ruhla. Ayabe'de çalışmalar... Tren evine ulaştığında ilk duyduğu şey Omotokyo adında yeni bir dinin lideri olduğu söylenen Wanisaburo Deguchi'den bahsedildiğiydi. Morihei babası için yapılabilecek en iyi şeyin Omotokyo dininin merkezi olan Ayabe'ye gidip, babasının sağlığı için rahiplere başvurmak olduğunu düşündü. Küçüklüğünden beri ruhani olaylara, dinlere büyük ilgi duyar, ailesi de onu desteklerdi. Yedi yaşındayken Jizoji tapınağında rahip Mitsujo Fujimoto'dan ders almış ; on yaşındayken de Akitsu köyündeki Homanji tapınağında Zen Budizm üzerine eğitim görmüştü . Yaşı daha ilerledikçe ruhsal gıda arayışı daha da artmış, karşılaştığı her yerde eğitimine devam etmiş, rahiplere türlü şeyler danışıp nasihatlerini dinlemiştir. Esas nedeni babasının hastalığına çare bulmaktır , ama rahip Deguchi'yi dinledikten sonra ruhunun derinliklerinde bir şeylerin sıkıştığını hisseder. Tekrar Tanabe'ye eve döndüğünde babası artık hayatta değildir. Ömründe en sevdiği insanın ölümünü karşılarken içinden de manevi kilitleri kırmaya , çalışmalarını ilerletip Budo'nun sırrına ulaşacağına yemin etti. Bu olaydan sonra yaşantısı tamamen değişti. Bazen beyaz bir giysiyle bir kayanın tepesinde oturuyor, bazen bir dağın tepesinde diz çöküp dua ediyor, sürekli Shinto dualarını okuyordu. Onu tanıyanlar son derece endişeliydi ve delirdiğini düşünüyorlardı. 1919 sonlarında Deguchi'yi hatırladı ve ailesini de toplayarak Ayabe'ye taşındı. Kalbini aydınlatan ışığı bulmuştu. Ayabe'de dağ eteğinde bir eve yerleşti ve 1926'ya kadar bir taraftan Ju-jutsu teorisi üzerinde yoğunlaşırken bir taraftan Deguchi ile fiilen çalıştı. Deguchi ile Moğolistan'a yolculuk... Deguchi'nin düşleri insan ve Tanrı aşkının birliğinden doğacak dini temeller üzerine kurulu bir ahlak dünyası ve Moğolistan'da kurulacak tüm yeni dinlerden güç alacak, eski din ve uygarlıkların esiri olmayacak özgür bir krallık üzerineydi. Bu amaçla Deguchi Kore'den Putlenchiao ve Çin'den Taoyiian Hungwantzuhui dinleriyle irtibat kurdu. 1924 baharında yanına Masumi Matsamura ve Ayabe'deki Shounkaku Mabedi'nin kurucusunu alarak Moğolistan 'a bizzat gitmeye karar verdi. O sıralarda Deguchi Omotokyo skandalına karışmıştı(İmparatora saygı gösterilmemesi hakkında ). Bu nedenle hareket gizlilikle yürütüldü ve 13 Şubat 1924'te 3.28 treni ile hareket ettiler. Morihei de onlara Tsruoka'dan katıldı ve Mançurya, Moğolistan seyahati başlamış oldu. Başarısızlık... Grubun hedefi önce Mukden'e gidip orada Chang Tso-Lin'in bir generali olan Chan-kuei ile buluşmak ve onun yardımıyla Moğolistan 'a sızmaktı. Fakat o günlerde Çin'in içinde bulunduğu sorunlar nedeni ile gurup kendini tamamen yardımdan uzak ve aranmakta olan suçlular durumunda buluverdi. Ne doğru dürüst yol ,ne de yiyecek bir şeyleri vardı. Yapabildikleri tek şey düşmandan kaçmaktan ibaretti. Tüm bu eziyet dolu beş aylık yolculuk sırasında Morihei, Deguchi'ye eşlik etti ve onun kaderini paylaştı. Bir gün yerel kuvvetlerden oluşan bir birliğin eline tutsak düştüler ve iç çamaşırlarına, ayakkabılarına varıncaya dek her şeylerine el kondu. Kaba kumaştan bir çaput giydirilip , zincire vurularak bir hapishaneye atıldılar. Morihei'nin davranışları askerlere çok değişik gelmişti, o nedenle ona biraz farklı muamele ediliyordu. O ayağındaki prangaya ve piloriye ( orta çağda kullanılan, ahşap bir cendere) bağlı olmasına rağmen ,yinede mutluydu. Morihei infaz alanına giden yolda korkusuzca, sanki günlük hayatındaymış gibi yürüyordu. Bu duygu diğerlerine de geçti ve hepsi korkularını unutarak kaderlerine razı oldu. Ancak büyük bir şans eseri o gün Japon elçisi Chenkiatum devreye girerek onları ölümün pençeleri arasından çekip çıkardı. Uzun çabaların sonunda Japon hükümeti onların affedilmelerini ve ülkelerine iadelerini sağlamıştı. 25 Temmuz 1925'te ülkelerine döndüklerinde muzaffer generaller gibi karşılandılar. Planlarının suya düşmesine karşın Morihei kendine saygı, karakter ve disiplinini deneme imkanı bulduğundan mutluydu. Ayabe'ye döndüklerinde Morihei kendini önceki hayat düzenine ve özellikle Budo'nun sırrı üzerine derinlemesine çalışmalara adadı. Ayabe dağı ona çalışmaları için mükemmel bir ortam sunuyordu. Yedili , sekizli gruplar halinde süngerleri ağaçlara dairesel olarak asıyor , bir kargıyla değişik vücut hareketleri üzerinde çalışarak hedeflediği süngerleri deliyordu. Bu ustalıklı , vücut hareketleri de o sırada yanında bulunan birkaç öğrencinin hafızasına kazınırcasına işlenmekteydi. O sıralarda Ayabe oldukça sakin bir köydü. Geceleri sansarlar, tilkiler sıklıkla köye gelir, pek çok iş nüfusun azlığından dolayı imece usulü ile yapılırdı. Bu çalışmalarda , Morihei Tanrı vergisi gücünü köylülerden saklayamamıştır. Bir keresinde 15-20 cm. Çapında bir çam ağacını elleriyle sökmüş on kişinin yerinden kımıldatamadığı bir kayanın yerini değiştirivermiştir . O, çalışmasına tanık olan pek çok kişiyi hayretler içerisinde bırakırdı. "İnsan vücudunun içinde olağanüstü ruhsal bir güç olduğuna inanıyorum" derdi

O Sensei UESHİBA kendi aikido'sunu anlatıyor...

"Ai" kelimesi hem harmoni , hem de aşk anlamı taşır. Bu yüzden özgün Budo'ma Aikido adını vermeyi kararlaştırdım. "Aiki"sözcüğü geçmişte savaşçılar tarafından da kullanılmıştır. Fakat bu benimkinden tamamen farklı bir anlam taşımaktadır. Aikido dövüşmek veya düşmanı saf dışı bırakmak için bir teknik değildir. O dünyaya barış ve insanlığı bir tek aile haline getirmenin yoludur. Aikido'nun sırrı;kendimizi evrenin akışıyla harmonize etmek ve yine kendimizi evrenle özdeş hale getirmektir. Aikido'nun sırrını kazanan artık kendi içinde evreni bulmuştur ve "ben evrenim"diyebilir. Bugüne kadar düşmanın ne kadar hızlı bir şekilde saldırdıysa, hiçbir zaman yenilmedim. Bu tekniğimin düşman tekniğinden hızlı olmasından dolayı değildir. Çünkü dövüş daha başlamadan bitmiştir. Ne zaman rakip benimle (evrenin kendisiyle) dövüşmeye kalkarsa ;evrenin dengesini harmonisini bozmak zorundadır. Bu yüzden daha benimle dövüşmeyi düşündüğü anda yenik düşmüştür. Hızlı veya yavaş olsun bir zaman ölçüsü yoktur. O anda Aikido'da direnç yoktur. Ama direnç olmamasına rağmen , daima zaferle sonuçlanır. Çarpık bir zihne sahip olanlar,bütünlükten uzak olan zihniyetler ,daha baştan yenik düşmüşlerdir. O halde zihninizi nasıl bütünlüğe ulaştırabilir , kalbinizi nasıl arıtabilir,doğanın bütün işleyişiyle nasıl harmonide olabilirsiniz ? İlk önce Tanrı'nın gönlünü , zihin gönlünüz yapmalısınız. O büyük aşktır,her an evrenin her köşesindedir. "Aşkta bölünmüşlük yoktur. Aşkın düşmanı yoktur" Bölünmüş bir zihin, bir düşmanın varlığını düşünüyor olmak artık Tanrı'nın idrak ve iradesinden ayrı düşmüştür. Bu konuda görüş birliğinde olmayanlar artık evrenle uyum içinde olamazlar. Onların Budo'su yok etmeye yöneliktir. O yapıcı Budo değildir. Gerçek Budo'da yenmek veya yenilmek diye kavramlar yoktur. Gerçek Budo yenilgi nedir bilmez."Asla yenilmedi demek, asla dövüşmedi demektir"Kazanmak demek,bütünlükten uzak olan zihniniz karşısında kazanmak demektir. Size ihsan edilmiş ve üzerinde seyrettiğiniz tekamül rotanızı tamama erdirmek demektir. Bu sadece teoride kalmaz. Onu uygularsanız , işte o zaman doğayla bir olmanın büyük gücünü kabul edersiniz. Rakibinizin gözlerine bakmayın,yoksa zihniniz onun gözlerine doğru çekilecektir. Onun kılıcına bakmayın,yoksa kılıcı ile katledilirsiniz. Rakibinize doğrudan bakmayın,yoksa ruhunuz rahatsız olacak ve şaşıracaktır. Gerçek Budo rakibinizin tümüyle ve karşı koymadan size doğru çekilişine sebep olan irfandır. O karşılaşma anında yaptığım, sadece rakibe doğru ayakta durmaktır. Hatta rakibime arkamı dönük durmam bile yeterlidir. Bana vurmak amacıyla atağa geçtiğinde vuruşu kendine zarar verecektir. O anda ben, evrenle birim ve evrenden başka bir şey değilim. Benim çekimime kapılarak bana doğru sürüklenecektir. Aikido'nun Ueshiba'sından başka zaman ve mekan yoktur o anda , sadece evren , tüm doğal haliyle vardır. Aikido'nun Ueshiba'sı için düşman yoktur. Budo'nun rakipleriniz ve düşmanlarınız olması onlardan güçlü olmanız ve onları yenmek olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Gerçek Budo için ne rakip vardır, nede düşman. Gerçek Budo evrenle bir olabilmek,yani evrenin merkeziyle birleşebilmektir. Dünyadaki tüm insanlara barış için hizmet edecek bir zihin gereklidir Aikido'da. Sadece güçlü olmayı düşünen veya rakiplerini yenmeye çalışan bir zihin değil. Sakinimdir ,fakat saldırıya uğradığım anda yaşam veya ölümle bağlantım kalmaz. Her şeyi olduğu gibi bırakırım. Hayata veya ölüme sımsıkı bağlı olmaktan uzak olun , bunları Tanrı'ya bırakan bir yol seçin. Sadece saldırıya uğradığınızda değil, günlük yaşamınızda da gerçek Budo bir aşk işidir. O bütün varlıklara hayat verme işidir , birbiriyle boğuşma veya öldürme değildir. Aşk,her şeyin koruyucu varlığıdır. Hiçbir şey aşksız varolamaz. Aikido ise aşkın gerçekleşmiş halidir. Ben insana yoldaşlık etmem. Bu dünya aptalca şeyler yapmada birbirine yoldaşlık eden insanlar yüzünden kötü günler geçiriyor. Dünyada iyi ve kötü varlıklar hepsi bir bütün aile halindedirler. Aikido bütün koşullanmaları bırakır. Aikido görece oluşları iyi veya kötü diye ayırmaz. Aikido bütün kavramları ve varlıkları sürekli bir gelişim ve büyüme içinde tutar, evrenin birliğine hizmet eder. Aikido'da biz daha rakiple yüz yüze gelmeden onun zihnini kontrol altına alırız. Onu bu şekilde kendimize doğru çekeriz. İşte yaşamda da ruhumuzun bu çekimiyle ilerler ve bir bütün dünya manzarasını sağlamaya çalışırız. Kavgaların olmaması için aralıksız uğraşırız. Bu nedenle Aikido da müsabaka yapmayı kesinlikle yasaklamışızdır. Aikido'nun ruhu bu sevgi seli ve tekamüldür. Bu çaba içinde ve sevginin gücüyle rakipleri bir araya getirir, birbirine kenetleriz. Aikido'yu Budo olarak algılayın ve sonrada Dünya ailesini oluşturmak için uğraşalım. Bir hizmet yolu olarak AİKİDO, belirli bir ülke veya kimse için değildir. Onun tek amacı , barış yolunda çalışmaktır. Gerçek Budo teslimiyetçi bir ruhla tüm varlıkları sevmek ve korumak demektir. Teslimiyetçi demek , her bireyin kendi rotasında menzile ermesine yardımcı olmaktır. "Yol" demek Ki iradesiyle bir olmak ve onu uygulamak demektir. Ondan hafifçe ayrılırsak, o artık yol değildir. Diyebiliriz ki Aikido tüm kötülükleri kılıç yerine nefesimizin içtenliğiyle sürdürüp atmanın yoludur. Bu çarpık zihniyetteki dünyayı iyilik dolu dünyaya çevirmek demektir. Bu Aikido' nun görevidir. Karşılaşma sonucu çarpık zihin batacak ve sevgi zafer içinde yükselecektir. İşte o zaman Aikido bu dünyada meyvesini verecektir. Aikido çalışmak isteyenler önce zihinlerini açmalı tüm içtenlikle Aiki vasıtasıyla dinlemeli ve uygulamalıdır. Büyük Aiki deryasını anlamalı uygulamalı ve hiçbir engel tanımadan geliştirmelisiniz. İç varlığınızın tekamülüne istek ve iradeyle başlayın. Saygılı insanların Aikido'nun sesini dinlemesini istiyorum. O diğerlerinin hatasını düzeltmek için değil , kendi zihnini düzeltmek içindir. Bu Aikido'dur. Bu Aikido'nun misyonudur ve sizinde misyonunuz

 

 

 

Copyright © 2006 aikidoantalya.com